Taze Kan Kristen Stewart

Kristen_StewartO sadece 19 yaşında, fakat Kristen Stewart çoktan Holywood’un tozunu dumana katıyor- Lauren Williams’ın deyimiyle.

KRISTEN STEWART Amerika’nın en son ekran idolü. Tutkuyla harap olan vampir Saga Twilight’ın yıldızı, dünya onun ayaklarının altında. Fakat kariyeri insanları sevmeyen rollerle dolu olan genç bir aktrise uygun olarak Stewart röportaj yapılması zor biri olabilir.

“Twilight işini aldığımda sanki medya eğitimi seansı almış gibiydim,” diyor röportajları sevmemesi hakkında sorduğumda. “ Sekiz yıldır oyunculuk yapıyorum, ve düşündüm ki …, Tüm küçük güvensizliklerimi bir araya toplayıp camdan aşağıya mı atacağınızı sanıyorsunuz? Sekiz yıldır çalışıyorum. Ağzımın içine ses yerleştirebilmek için beni eğitebileceğinizi mi zannediyorsunuz? Bu olmayacak” Sinirleri yatışırken susuyor.

Çoğu gazeteci 19 yaşındaki Stewart’ı röportaj yapılması zor biri olarak buldu. Şahsen o inanılmaz derecede net ve dobra, ve röportaj sürecine tutkun olmaktan çok uzak olduğundan, zeki ve düşünceli ve her bir soruyu dikkatle cevaplıyor.

Onun hala bir ergen olduğunu hatırlamakta yarar var- üstelik ,kuvvetle muhtemel, Hollywood’un yükselen bayan yeteneği olan çok zeki bir ergen.

High School Musical’deki Vanessa Hudgens ve Harry Potter’daki Emma Watson sevgisi büyük izleyici kitleleriyle övünebilir, fakat iş ekran başarısını gişe geliriyle birleştirmeye gelirse, Stewart bu üçünün tam tepesinde.

Stephenie Meyer’ın çok satan kitabından uyarlanan vampir Saga Twilight’ın başrolündeki Stewart zaten filmin gişede 380 milyon dolara dişlerini geçirmesine yardımcı oldu, üretim bütçesinin neredeyse 10 katı kazanç sağlayarak.

Serinin ikinci filmi Yeni Ay çoktan cepte ve Kristen geçen ay serideki üçüncü film olan Tutulma’nın çekimlerine başladı.

Jodie Foster’ın 11 yaşındaki kızını oynadığı,çıkış filmi, 2002 thrillerı Panik Odası’ndan, tecavüz edildikten sonra konuşmamayı seçen 14 yaşındaki bir kızı oynadığı 2004’ün Speak’ine kadar onun yeteneği herkesin görmesi için ortada.

Fakat onu uluslararası bir yıldız yapan, Twilight.

“Twilight’la son derece gurur duyuyorum,” gülümsüyor, “ve böylesine büyük bir şeyin parçası olabilmek güzel.”

Yapıt, Pasifik kuzaybatısında babasıyla birlikte yaşamak için taşınan ve orada bir vampire aşık olan zeki ve oldukça güçlü genç bir bayan olan Kristen Stewart’ın oynadığı Bella Swan tarafından bir arada tutuluyor. Vampirin adı Edward Cullen( Robert Pattinson canlandırıyor) ve o dünyadaki en mükemmel yaratık.İlk filmdeki sancılı bir “Olacak mı?/ Olmayacak mı?” döneminden sonra aşkı buldular fakat ikinci film onların ayrı düşmelerine tanık oluyor.

“Çok daha fazlası oluyor, ve ikinci film bazı yönlereden biraz daha ilginç. Edward Bella’yı terk ediyor, ilk filmin tamamen onların birbirine olan bağlılığı üzerine olduğunu düşünürsek bu ilginç ve onların birbirleri olmadan başa çıkmaya çalıştıklarını görüyorsunuz. Aynı zamanda bu Jacob karakterinin(Taylor Lautner) ışığı ve sıcaklığı temsil etmesi gerektiğini. Edward gittikten sonra o Bella’yı bir delilik döneminden çekip çıkartıyor. Ve bu gerçekten trajik. Aslında çalışılması gereken çok şey var.” diyor Stewart.

Twilight’ın kariyeri için yaptıklarına minnettar olduğunu döylüyor.

“Bu filmleri yaptığıma garçekten çok mutluyum, çünkü yaptığım filmlerin çoğu gün ışığı görmedi. Onlar küçük, bağımsız filmlerdi. Fakat fanlar Twilight hikayesini gerçekten dikkate alıyorlar.”

Yeni Ay kasıma kadar gösterime girmeyecek, fakat Stewart bu ay tekrar beyaz perdede olacak.

The Daystrippers’ın ve Superbad’in yönetmenliğini yapmış olan Greg Mottola tarafından yazılıp yönetilen acı tatlı bağımsız komedi Adventureland’ta Em’i oynuyor.Yanlış yönlendirilmiş bir satış kampanyasına ve Amerika’da engellenmiş bir gişe performansına rağmen(sadece 16 milyon dolar alınarak), Adeventureland canlı, yaratıcı ve tamamen insanı çeken bir hikaye, hafif ve yüksek kıkırdamalar arasında gidip gelen daha koyu, dokunaklı ve duygusal bir komedi.

Hikaye gençliğinde bir eğlence parkında çalışmış olan Mottola’nın kendi tecrübelerinden alınmış ve o yıllarda yaşamış olan herkese hitap edecek bir 1980’ler tadına sahip. Aynı zamanda son derece iyi canlandırılmış, Jesse Eisenberg(The Squid and the Whale), Ryan Reynolds (The Proposal), Martin Starr (Knocked Up) ve Bill Hader (Saturday Night Live) hepsi tam formunda.

Stewart’ın karakteri, tahmin edilebileceği gibi, karanlık olan tarafa doğru kayıyor; sorunlu bir ev hayatıyla ve Reynolds’un canlandırdığı daha yaşlı bir adamla olan karışık ilişkisiyle uğraşıyor.

“Benim hikayeye bakış açım Em’in birlikte olduğu kişiye bağlı olarak değişik bir insan olmasına dayanıyor,” diyor Stewart. “İnsanlardan ihtiyacı olan şeyi alıyor ve kendini yeniden icat edebiliyor, insanların doğal olarak yaptığı bir şey bu. Onun yapay olması değil bu, bu sadece onun farklı insanlara gösterebileceği farklı yönlerinin olması.”

Mottola Stewart’ın zaman içinde Hollywood’ta ortaya çıkan en iyi aktrislerden olduğuna inanıyor. Onun kariyeri henüz sadece 8 yaşındayken Disney projesi Thirteenth Year’da (1999) küçük bir rolle başladı, ve bunu bağımsız film The Safety Of Objects (2001) ve sonra Panik Odası’nda Foster’la birlikte daha büyük roller izledi.

O aynı zamanda Sharon Stone ve Dennis Quaid’le Cold Creek Manor(2003)’da; Fierce People(2005)’da; Zathura(2005)’da ve daha sonra şu filmlerin üçünde de önemli roller alarak; The Messengers, In The Land Of Women (ikisi de 2006’da)’ da ve The Cake Eaters(2007)’ta oynadı.

Ve ayrıca başroldeki Chris McCandles’la romantik bir bağlılık kuran parklarda yaşayan kimsesiz çocuk 16 yaşındaki Tracy Tatro’yu canlandırdığı Sean Penn’in 2007’deki yönetmenlik bombası Into the Wild’ta oynadı.

Onu etkileyen en çok Foster ve Penn’den hatırladıkları mıydı? Ona birşeyler öğrettiler mi?

“Aslında, her ikisi de öğüt vermek istemezler,” diyor iki en önemli akıl hocasıyla ilgili. “Sadece kendileri örnek olurlar hepsi bu. Büyük filmleri reddettim çünkü hiç çıkmayacak küçücük bir film vardı ve onu yapmak zorundaydım çünkü eğer o kaybolup giderse kendimden nefret edecektim. Bana sadece kendime ilham veren projeleri takip etmemi öğrettiler. Sadece bana ilham veren, söyleyecek bir şeyleri ve inancı olan kişilerle çalışıyorum. Yönetmenlerimden yana da çok şanslıydım, Sean Penn’in ve Catherine Hardwicke’in yönetiminde.”

Zaten ailesi film endüstrisinden iyi anladığından (babası John Stewart sahne yöneticisi ve televizyon prodüktörü olarak çalışırken, annesi Jules Mann-Stewart senaryo danışmanı olarak çalıştı), Stewart’ın 14 yaşındayken memleketi California’daki resmi eğitimini bırakmasına izin verildi, eğitimini karmaşık lise hayatından uzakta aldı. Özel hayatına gelince, Twilight’ta başrolü paylaştığı Robert Pattinson’la ekran aşkı konusundaki her tür spekülasyondan uzak durdu ve Speak filmindeki oyuncu arkadaşı Michael Angarano işe uzun süreli bir ilişkinin tadını çıkardı.

“Dedikodudan nefret ederim,” diyor. “ Sanırım lisede gerçekten rahat edemememin bir nedeni bu. Okuldan ayrılmaktan memnundum. Şimdi 18 yaşın üzerindeyim ve insanlar , ‘Pekala, şimdi bir yetişkin gibi hisssediyor musun? Artık çocuk değilsin. Şimdi daha fazla ayrıcalıklarının olduğunu düşünüyor musun, farklı hissediyor musun?’ Falan diyorlar. Ve şunu söylemeliyim ki hiç bir şey değişmemiş gibi hissediyorum. Gerçekten hiç bir şey. Tüm hayatım boyunca aynıymışım gibi hissediyorum, gerçekten. Hep bir yetişkin gibi hissetmişimdir.”

“Ve çocukluğumu kaybetmeme gelince, çok fazla sorumluluğum oldu. Çok fazla. Okulu bitirmeme rağmen. Filmlerde çalışmak? Sanırım tüm vaktimi aldı fakat bu, boşluğu çok farklı ve verimli bir şeylerle doldurdu. Bu iyi. Aslında çok iyi. Çok mutlu bir durumdayım.”

Tüm başarısına rağmen Stewart büyük bir plan kurmadığı konusunda ısrar ediyor – bağımsız-yıldıza-karşı–genç-kraliçe savaş planı falan yokmuş.

“Bu doğru, büyük bir planım yok,” diyor. “ Bazı şeyleri kapsam dışı bırakmam. Bir projenin diğerleriyle nasıl bağlantılı olduğuna bakmam.Oh, bu bir sonraki adım ve büyük ihtimal zekice bir adım demem. Adventureland, mesela, yapmak istediğim bir şeydi çünkü karakterler çok geliştirilebilirdi. Gerçek insanlar gibiydiler- hayata geçirmezseniz sayfanın ortasında ölüverecek biri için sorumluluk duyarsınız. Ne zaman bunu hissederseniz, buna değecek bir şeydir.”

Stewart Twilight’ın ona bir çok kapıyı açtığının farkına varacak kadar olgun.

Diyor ki: “ Bu filmin başarısı gerçekten yapmak istediğim şeyleri yapmamı kolaylaştırdı, normalde kimsenin gidip görmeyeceği bağımsız bir film gibi şeyleri. Şu anda insanlar, Oh, haydi bu striptizci filmde gidip Bella’yı görelim; çılgınca olacak! Şeklinde konuşuyorlar.”

Bahsedilen striptizci film az bağımsız Welcome To The Rileys, ilk Twilight filminden sonra Stewart’ın James Gandolfini ile çektiği düşük dozlu dram filmi. Henüz bir çıkış tarihi yok.

“ Çok ezilmiş, kaçak olan genç bir kızı oynuyorum,” diyor Stewart. “O bir sokak çocuğu. Bir striptiz kulübünde çalışıyor ve James Gandolfini bir o kadar içi ölü gibi olan bu daha yaşlı karakteri oynuyor, ve birbirlerini uyandırıyorlar. Gerçekten güzel.”

Welcome To The Rileys’ten sonra çekimi Temmuz’un sonunda biten Runaways’i tamamladı. Aynı zamanda filmi yöneten Floria Sigismondi’nin yazdığı entrika yüklü bir senaryodan çekildi ve üyelerinin tümü kadın olan 1970’lerin rock grubu The Runaways’in ilk zamanlarını konu alıyor, grubun kurucu üyeleri gitarist Joan Jett (Kristen Stewart canlandırıyor) ve solist Cherie Currie(Dakota Fanning)’ye özellikle odaklanıyor.

Jett “Kesinlikle biyografik değil” dese de senaryo Currie’nin otobiyografisine hafifçe bağlı. Ve ekliyor: “Gerçeğe-gerçek değil. Yaptıkları temel olarak unsurları The Runaways’in hikayesinden almak ve paralel bir analtım yaratmaktı.”

Bu anlatım her iki kadının da sette bulunmasıyla cesaretlendi, ve Stewart’ın bir ikon olan rockçı Jett’le arasında bir bağ kurması sürpriz olmamalı.

“Joan her genç kız için dikkate değer bir rol model,” diyor Stewart. “Aynı zamanda bir aktivist ve bir feminist. Ve filmde grubun ana üyesi olan iki kadınının Cherie ve Joan’ın arasındaki ilişki çok ilginç.Japonya’da birlikte dövme yaptırıyorlar ve belli ki hala o dövmelere sahipler. Bunu sevdim çünkü bu filmin çok eğlenceli bir parçası.” Ekliyor : “Gerçek acı, aslında, en büyük zıtlık.Joan çok sağlam, kendinden emin bir kişiyken ve bunun tüm kariyerini ateşleyeceğini bilirken, Cherie gerçekten başarıyla başa çıkamıyor, ve aslında bunu çok da istemiyor. Ve bunun dağılmasını izlemek ve onun hala ayakta kalmasını görmek, gerçekten patlayıcı bir sahne oluyor. Amfiler devriliyor ve gitarlar parçalanıyor.”

3v9yg

Bunların hepsi çok uyumlu geliyor kulağa. Jett gibi Stewart da heyecan dolu ve yetenekli bir sanatçı, ve ona medya eğitimi verenlerin çok iyi bildiği gibi, savaşmadan teslim olmayacak.

~ yapan taylorgamze Eylül 18, 2009.

2 Yanıt to “Taze Kan Kristen Stewart”

  1. çok güzel borfect

  2. borfect diil o perfect cnm

Yorum yapın